Terörsüz dönem sonrası bölgede güvenlik bilançosunun ötesinde ekonomik, demografik ve siyasi bir yeniden yapılanma ihtimali doğuyor. Bu yazıda Doğu ve Güneydoğu’daki potansiyel değişimi, sınır kapılarının ticaret arterine dönüşmesini, Zengezur bağlantısının Orta Koridor’daki rolünü, Irak ve Suriye’deki yeniden yapılanma pazarını ve Sadabad ruhundan esinlenen çok taraflı mekanizmaları sırayla ele alacağız. Her bölümde konuyu farklı bir açıdan derinleştirerek okuyucunun beş ve on yıllık perspektifi net biçimde kavramasına yardımcı olacağız. Yatırım, lojistik ve istihdam boyutlarını doğal akış içinde aktaracağız.
TBMM’de geniş mutabakatla kabul edilen kanun 40 yılı aşan meselenin yeni bir evresini işaret ediyor. Asıl soru bundan sonra başlıyor. Terörün gündemden çıkması halinde beş yıl sonra nasıl bir tablo oluşabilir. On yıl sonra Irak, Suriye, İran, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayan coğrafya bugünkünden ne kadar farklı olabilir.
Terörün sona ermesi yalnızca güvenlik rakamlarının değişmesi değildir. Ekonominin, yatırımın, demografinin, sınır ticaretinin ve bölgesel ağırlığın yeniden tanımlanması anlamına gelir. Bu tanım coğrafyanın kaderini belirleyebilir.
Beş yıl sonra Güneydoğu nasıl bir görünüm alabilir?
İnsan kayıplarının ve toplumsal travmanın parasal karşılığı yoktur. Güvenlik harcamaları, kaybedilen yatırımlar, göç, işsizlik, turizm gelirlerinden mahrumiyet ve yüksek risk primi düşünüldüğünde ekonomik maliyet olağanüstü büyüktür. Kalıcı çözüm halinde ilk büyük değişimin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görülmesi beklenir.
Diyarbakır’dan Mardin’e, Şırnak’tan Hakkâri’ye uzanan coğrafya artık yalnızca güvenlik kavramlarıyla değil tarım, enerji, turizm, madencilik, lojistik ve sınır ticaretiyle konuşulabilir. 2031’e gelindiğinde Irak ve Suriye ile sınır kapılarının bugünkünden çok daha yoğun çalışan ekonomik arterlere dönüşmesi şaşırtıcı olmaz.
Habur yalnızca kamyonların geçtiği bir kapı olmaktan çıkarak Basra Körfezi’ne uzanan ticaret sisteminin başlangıç noktalarından biri haline gelebilir. Irak Kalkınma Yolu ile demiryolu ve otoyol altyapısı birleştiğinde Basra’dan Avrupa’ya uzanan yeni bir ticaret coğrafyası ortaya çıkar. Kritik kavram güvenlikten ekonomiye geçiştir.
Bir bölgeye önce güven gelir, ardından kredi gelir. Kredi geldikten sonra fabrika, otel, konut, lojistik merkezi ve istihdam gelir. Önümüzdeki beş yıldaki esas sınav, boşalan alanı yalnızca devlet otoritesiyle değil ekonomik refahla doldurabilmektir. Bu doldurma süreci bölgenin kaderini belirler.
Zengezur hattı hangi ekonomik kapıları açabilir?
Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağlantıyı sağlayacak Zengezur hattı artık yalnızca Bakü ile Erivan arasındaki bir mesele değildir. 2025 Washington mutabakatından sonra uluslararası bir altyapı projesine dönüşmüş durumdadır. 2026’da uygulama çerçevesinin ilerlemesi hattın somut projeye doğru gittiğini gösterir.
Kars-Iğdır-Dilucu demiryolu ile Azerbaycan tarafındaki bağlantılar tamamlandığında Anadolu ile Hazar havzası arasında yeni bir damar açılır. Bunun devamında Kazakistan, Türkmenistan ve Çin gelir. Zengezur’u 40-45 kilometrelik bir geçiş hattı olarak görmek yanıltıcıdır. Esas mesele Orta Koridor’un hangi ülkeler üzerinden, hangi maliyetle ve hangi siyasi güvence altında işleyeceğidir.
Beş yıl içerisinde çalışan bir bağlantı ekonomik bütünleşmeyi ileri bir aşamaya taşıyabilir. On yıllık perspektifte demiryolunun yanına doğal gaz, elektrik, fiber optik ve dijital veri hatları eklendiğinde basit bir ulaştırma projesinden çok daha büyük bir ekonomik ekosistem çıkar. Kars, Iğdır ve Erzurum’un kaderini değiştirebilecek gelişme de budur.
Sektörel etki açısından bakıldığında bu hat lojistik maliyetlerini düşürür. Alınacak önlemlerden biri de altyapı yatırımlarının hızla tamamlanmasıdır. Bu tamamlanma ticaret hacmini büyütür. Aksi halde potansiyel atıl kalır.
Hattın tamamlanması bölgesel rekabeti de etkiler. Alternatif koridorlarla kıyaslandığında maliyet ve süre avantajı belirleyici olur. Bu avantaj coğrafyanın ağırlığını artırır. Süreç bu yönde ilerleyebilir.
Irak ve Suriye sınırında ne tür bir pazar doğabilir?
Kuzey Irak’la zaten güçlü bir ekonomik ilişki bulunur. Güvenlik sorununun azalması Erbil, Musul, Kerkük, Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin arasında yeni bir üretim ve ticaret havzasının oluşmasını mümkün kılar. Irak’ın önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duyacağı altyapı yatırımları yüz milyarlarca dolarlık bir pazar yaratır.
Müteahhitler, enerji şirketleri, bankalar, lojistik ve perakende kuruluşları burada doğal avantaja sahiptir. Tehdidin ortadan kalkması bu avantajı daha da büyütür. Suriye’de yeni siyasi düzenin istikrara kavuşması halinde çok daha büyük bir yeniden yapılanma ihtiyacı ortaya çıkar. Konut, enerji, yol, hastane, okul, haberleşme ve sanayi altyapısının yeniden kurulması gerekir.
Ülke yalnızca komşu değil, bu ihtiyacı karşılayabilecek üretim merkezlerine sahip en yakın büyük ekonomidir. Bu dönüşüm mülteci meselesini de başka bir zemine taşıyabilir. İnsanların güvenli ve ekonomik hayatın yeniden başladığı bölgelere gönüllü dönüşü hem toplumsal hem mali yükü azaltır. İran ise tablonun en zor fakat en önemli parçasıdır.
İki ülke arasındaki sınır bölgenin en istikrarlı sınırlarından biridir. İran’ın önümüzdeki on yılda dünyayla ekonomik ilişkilerini yeniden düzenleyebilmesi halinde Van-Tebriz-Tahran hattı yeniden güçlü bir ticaret koridoruna dönüşebilir. Bu dönüşüm her iki taraf için de fırsat yaratır.
Bölgesel iş birliği modelleri nasıl şekillenebilir?
1937’de imzalanan Sadabad Paktı’nın arkasındaki temel düşünce bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ve ilişkilerini dışarıdan kurulacak sistemlere bırakmadan yönetebilmesiydi. Bugün aynı anlaşmayı yeniden kurmaktan söz edilmiyor. Dünya ve bölge çok farklı. Fakat bölgesel sahiplenme düşüncesi yeniden değerlendirilebilir.
Önümüzdeki beş yılda ulaşım, enerji, ticaret, su, tarım ve güvenlik konularında çok taraflı mekanizmaların çoğaldığı görülebilir. On yıllık perspektifte daha kurumsallaşmış ekonomik iş birliği modelleri gündeme gelebilir. Bunlara klasik anlamda konfederasyon demek için erkendir.
Egemen devletlerin sınırlarını ve siyasi yapılarını korurken ekonomilerini giderek birbirine bağladıkları gevşek bölgesel yapılar hayal değildir. Avrupa’nın başlangıçta kömür ve çelik üzerinden kurduğu ekonomik bağımlılık modelinin başka biçimleri dünyanın farklı bölgelerinde uygulanıyor. Ortadoğu’da da benzer pratikler ortaya çıkabilir.
Bu modeller ticaret hacmini artırır, enerji güvenliğini güçlendirir ve istikrarı destekler. Ortak çıkarlar çatışma riskini azaltabilir. Süreç bu yönde adımlarla ilerleyebilir. Diplomatik çabalar kritik önem taşır.
On yıllık perspektifte nasıl bir ekosistem oluşabilir?
Beş yıllık süreç altyapı ve güvenin yeniden inşasına odaklanırken on yıllık perspektif daha bütünleşmiş bir ekonomik ekosistemi mümkün kılar. Demiryolu, otoyol, enerji hatları ve dijital bağlantılar bir araya geldiğinde basit koridorlar ötesinde bir ağ ortaya çıkar. Bu ağ yatırım, istihdam ve refah üretir.
Sınır ticaretinin canlanması yerel ekonomileri canlandırır. Turizm, tarım ve madencilik potansiyeli harekete geçer. Bölgesel ağırlık yeniden tanımlanır. Coğrafya güvenlik odaklı olmaktan çıkıp fırsat odaklı bir alana dönüşebilir.
Sonuç olarak terörsüz dönem sonrası beş ve on yıllık vadede bölge ekonomik ve siyasi olarak yeniden şekillenebilir. Güneydoğu’daki refah dönüşümü, Zengezur hattının açtığı kapılar, Irak ve Suriye’deki pazar potansiyeli ve çok taraflı iş birliği modelleri bu dönüşümün ana hatlarını oluşturur. Süreç güvenlikten ekonomiye geçişle başarılı olabilir.
Yatırımın ve istihdamın gelmesi alanı kalıcı biçimde doldurur. Bölgesel sahiplenme düşüncesi güçlenirse istikrar da kalıcı hale gelir. Coğrafyanın geleceği bu adımların kararlılığına bağlı kalır. Dönüşüm mümkün görünmektedir.
